Dizi Evi

Tam Versiyon: Namazları Kaçırmamak İçin
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

SeXy - BoY

Namazları Kaçırmamak İçin


Fecr süresindeki bir ayette: “Kişiye kendi çalışmasından başka bir şey yoktur,” denir. Bu ayeti gelin çok tefekkür edelim. Asla; namazımız kılınmış, orucumuz tutulmuş, tespihimiz çekilmiş demeyelim. Yollarda ilerlemek için didinelim. Nefis hak tarikat tespihiyle tezkiye olur ancak. Bu olmayınca vesveseden arınıp salim bir kalple namaz kılmak nasıl mümkün olsun? Bununla nefis tezkiyesi olur ve kul gerçek namaza ancak bu tezkiyeden sonra ulaşır. Bu sırlardan dolayı şahsi kanaatim tarikatların sünnet hükmünde olan virtleri kaza edilmelidir. Sünnetin kazası yoktur; ama bu muamele mutlaka yapılmalıdır. Yani yapamadığımız tarikat tespihlerini yeniden çekmeliyiz. Nefis buna alıştırılmalıdır. Kimi tarikatlarda namaza lakayıt kalınıp tekkedeki zikre aşk ile gidildiği, namazın kaçışını önemsemeyip tarikat virtlerinin ön planda tutulduğu doğrudur. Hakiki tarikat virdi güzel namaz kılmaya bir vesile olacakken; bazen namaz geri planda tutulup zikir ve virtler maalesef öne alınmaktadır. Yani öncelik sırası karıştırılmaktadır. Tabi bu büyük bir vartadır. Şeytanın bir hilesidir. Farz olan muamelenin yanında sünnetin hükmü geri plandadır. Öyleyse namaz kaçıyor diye tir tir titremeliyiz. Eyvah sabah namazı kaçtı diye yanıp yakılmalıyız. Bunu önlemek için çok büyük tedbirler almalıyız. Bakınız Efendimiz Aleyhisselam : “Allahı görüyor gibi ibadet ediniz,” der. Bu hadis-i şerifte çok büyük esrar gizli. Burada resmen namazda tefekkür ve rabıta ufku var. Bunun için namaz kılan insan sonsuz aşkın huzuruna çıkacağından dolayı sevinç duymalıdır. Namazı kıl; kıl bitmiyor dememeli. Ayaktayken rabıta yapmalı. Sözgelimi Allahın nurdan rahmet yağmurlarının altında ıslanıyoruz. Allah'ın aşkı iliklerimize kadar bizi sarıyor. Ayaklarımız yere değil boşluğa basıyor. Allah aşkının zevkleri bizi sarıyor. Güneş ışığı gibi bir nurun karşısındayız. Nur yağmurlarında ıslanıyoruz vb... Bu muamele Allah'ı görüyor gibi ibadet ediniz, kutsi fermanıyla birebir örtüşüyor. Böyle bir ufukla ağır ağır namazını kılan insan kutsiler, salihler, veliler dairesi içinde yer alır. Hatta yer yer arkadaşlar bu ufukta topluca namaz zikrullahı yapmalılar. Kul, böyle bir aşkla namaz kılarsa ne olur? O kulun günahları silinir, hastaysa iyi olur, düşmanlarından korunur, işleri rast gider, gönlü huzurlu olur, evlatlarının hayrını görür... Yolda yürüdüğü yerde Allah aşkından kalbi yerinden oynar, bir an önce ölüp o sonsuz aşka kavuşmak ister. Bütün acılar kendine şirin gelir. Kendisini haller kuşatır. Namaz bu algıyla kılınırsa en azametli zikir hükmüne geçer... Şartı namazı kesinlikle aşk olarak düşünmek ve heyecanla karşılamak... Allahla baş başa yakıcı bir aşk alış verişi algısı olarak namazı düşünmek, buna inanmak, bu halle o nurun içinde aşk ile yanıp, yağan nur yağmurları altında ıslandığını düşünerek rüku ve secdeye varmaktır. Bu formülü inanarak uygulayan arkadaşlarımızı Allah bir anda kuşatır ve sarar. O kulun kalbi çarpar, aşktan kendinden geçer, böyle yapan bir kimse duasında bir şey istemediği halde Allah kalbindeki pek çok şeyi verir. Allahın teveccühüyle vücudu dolar ve gerilir... Bu aşkın tadını alanlar namaz deyince sevgilisini ziyaret eden aşık gibi olurlar. İkide bir saate bakarlar ezan ne zaman okunacak diye... O kulun bu namazla elde ettiği kazançları hiçbir ehl-i tarikat zikir yoluyla elde edemez. İsterse yirmi otuz bin esma çeksin... Kul en tehlikeli hastalıklardan, felaketlerden bu namaz algısıyla inşallah kurtulabilir. İsterse o kul tıpta çaresiz bir hastalığa yakalanmış olsun... Dünya o kula kötülük için yönelse hiçbir şey yapamazlar. Allah; aşk ile o kulu iliklerine kadar kuşatır ve koruması altına alır. Namaz rabıtasının formülü şöyledir: Tekbir alınca her şeyi yok olmuş bilinmeli. Kendini boşlukta hissetmeli. Üzerine nur yağmurları yağdığını düşünmeli. Allah şiddetli bir aşkla beni sarıyor şekliyle düşünmeli... Bu aşkın lezzeti o an iliklerimize işlerken ağır ağır dualarımızı okuyup namazı kılmalıyız. Rükü ve secdeye varınca gözler açılmalı, daha sonra namazda sonsuz aşk rabıtası için gözler kapanmalıdır. Namaz boyunca aynı muameleye devam edilmelidir... Daha iki üç gün geçmeden Alla'hın cezbesi bu ufukta namaz kılanı kuşatır. O kul bu aşkı yaşamak için namazlarını kaçırmamaya başlar. Namaza koşar. Çünkü bu aşk lezzeti hiçbir şeyde yoktur. Ne sevgililerde, ne de başka şeyde... Bu sırdan dolayı Efendimiz (s.a.v.) “Namaz benim şehvetimdir,” der. Namazda sonsuz aşkın yakıcı lezzetine dikkat çeker. Bu ufukla ömründe bir kez namaz kılanın bütün günahları silinir inşallah. Namaz kılan insan Allah'ın kesinlikle kendisini kuşatacağını bilmeli ve buna göre davranmalıdır. Ben kimim, ben neyim dememeliyiz. İnsan esmaya mazhardır ve Allahın en sevdiği varlıktır. Onda alemler gizlidir. Türkiyede ve dünyanın pek çok yerinde maalesef müslümanlar olarak Allahı görüyor gibi ibadet etme ufkundan çok çok uzağız. Çünkü bu hadisteki sırrı dikkate alamamışız. Her türlü fitne fesat düşünceyle, dünya hesaplarıyla rüküya secdeye varıyoruz. Neden dersiniz? Tabii ki namazda rabıta yapmadığımızdan... Bu nedenle namazlarımız tatsız tuzsuz ve çok can sıkıcı oluyor... Öyleyse Efendimiz'in (s.a.v.) buyruğunu dikkate alarak namaz algımızı değiştirip aşk ile secdeye yönelmeliyiz... Namazı sinir savaşı değil sonsuz aşk ilişkisi olarak düşünmeliyiz. Böyle yapan mümin namazı sever ve onda en büyük sevgiyi yaşayacağını bilir. Bu namazla affolacağını, müşküllerinin hallolacağını bilir. Bunun için de o kul namazını kaçırmaz ve namazdan sıkılmaz... Rabıtasız ufukta namaz diyince hatıra gelen kavramlar “sıkıntı” ve “sonra”dır; inşallah bu formülü uygularsak namaz dendiğinde “şimdi” ve “çıldırtan aşk” hatırımıza gelecektir. Allahın cezbesi bizi sarıp sarmalayacaktır. Namaz bizim için sevgiliyle baş başa olma anlamına yükselecektir; bu da namazı çok sevmemize yol açacaktır inşallah.


alintidir
çok sağol arkadaşım paylaşım için...
sağol....
Referans URL